Şevin'in KIŞ BAHÇESİ

Gökten onca kar tanesi düşer, hiçbiri bir diğerine değmezmiş.



10/20/2011

Black.


Bizde de Amerikan filmlerindeki gibi cenaze törenleri düzenlenip ölenlerin arkasından konuşmalar yapılsa. Arka planda da biraz da müzik çalsa. Benim için tercihen Pearl Jam’den Black. Konuşmalar yapılırken müzik belli belirsiz duyulsa. Ama tam cenaze kaldırılıp toprağa verilirken, sanki gökyüzünden gelir gibi yüksek sesle çalmaya başlasa. “Çok çekti zavallı” tadında konuşmalar yapılsa. Bir de yaramaz köpeği vardı, Lilo! Lilo’nun benden sonra yalnız kalmasına dayanamam. Lilo güzel bir hayat geçirip artık yaşlılıktan ve hiç acı çekmeden öldükten sonra artık ben de huzurla vazgeçebilirim bu hayattan.
Son nefesimi vermeden önce de, “ne süratliydi ama”… derdim. “Artık huzurla dinlenebilirim”. Lilo’yla yeniden buluşmak ve onun bayıldığı gibi her tarafın kozalaklarla dolu olduğu kırlarda yaşayacağım yeni hayatıma gözlerimi açmak için, bana zorluklar çıkarıp duran bu tuhaf hayata elveda diyebilirdim. Anneannemle buluşup ona Lilo’yu tanıştırırdım. Kaç kez rüyamda yaptığım gibi ona doyasıya sarılırdım. Sonra Zehra teyzeme koşardım. Bana yine asma yaprağından börekler hazırlamış, küçük bir köy evinde soba başında bekliyor bulurdum onu. Artık zamanın bu deli şehirdeki baş döndüren bir hızla akmayacağı bu yemyeşil köyde ben de küçük bir evde yaşamaya başlardım. Fazla ihtiyacım olmazdı. Lilo’yla uzun yürüyüşler yapardık. O kozalak kemirirdi ben de ben de çimlere uzanıp yavaş akan zamanın rüzgârın esintisi gibi üzerimden akıp gitmesini hissetmeye çalışırdım. Hava çok sıcak olmazdı. Küçük evlerimizde küçük sobalar yakıp, geceleri soba başında toplanıp hikayeler anlatabilirdik. Bazen dünyada geçirdiğimiz hayatı anımsardık. Ama ben pek istemezdim bunu yapmayı. Düşünüp düşünüp bana huzur verecek, küçük evdeki küçük soba gibi içimi ısıtacak bir tarafını hatırlayamazdım dünyevi hayatın. İyi ki erkenden geldim buraya, diye düşünürdüm. Bu yeni dünyada dinler ya da ırklar olmazdı. Kimse birbirinden öteki diye bahsedemezdi. Borges’in hikayelerinden birindeki gibi farklı diller de olmazdı bu dünyada. Zaten konuşmaya gerek de duyulmazdı. Birisi çok konuşmaya kalkarsa Andre Gide’nin sözlerini hatırlardı hemen; konuşma yeteneği insana düşüncesini gizlesin diye verilmiştir! İnsanlar da bu dünyada köpekler ve kediler gibi bakışları ve enerjileriyle konuşurlardı. Böylece hiç iletişim sorunu yaşanmazdı. Ağaçların söylediklerini duymak için saygıyla sessiz durulurdu bu dünyada.
Cenaze törenimde arkamdan neler söylendiğini ben hiç merak etmezdim. Önemi olmazdı. Belki birkaç meraklı insan aralarında sorup dururlardı, nereye koşturuyordu bu? Neden hep acelesi vardı? Bir şeye mi yetişiyordu, bir şeyden mi kaçıyordu acaba? Doğru cevabı aslında ben de bilmezdim. Ama artık sorularla ve cevaplarla hiç ilgilenmediğim kozalak dolu kırlarda zamanın yıkıcı etkisinden uzak yaşayıp giderdim. Günün birinde annem de gelirdi yanıma. Aklı tamamen başında olarak. Ablamın ve benim doğum günümüzü unutmazdı artık. Aslında doğum günlerinin önemi de olmazdı. Onun için annem hatırlamıyor diye kimse üzülmezdi. Onun mutlu görünmesi yeterdi herkese. Anneannem sarılırdı anneme, annemin hiçbir şeyi kalmazdı. Annemin, anneannemin mezarı başında durup da "bu kimin mezarı" diye sorduğunu unuturduk hemen. Babasının mezarı başında çocuk gibi ağladığını da hiç hatırlamazdık. Çünkü acıdan sarhoş olunmazdı bu yeni dünyada. Sakin bir huzur hissedilirdi ağaçlar konuşurken. Biz de köpekler gibi heyecanlanırdık yeni bir kozalak görünce. Daha çok koku duyardık. Çimler daha yeşil, bulutlar beyaz ve turuncu olurdu. Bulutlar bazen yere inip bizi gökyüzünde gezintiye çıkarırdı. Küçük evlerimize tepeden bakıp mutluluk duyardık. Dicle’ye rastlardım bir yerlerde. Gülümseyerek, “artık acı yok” derdi bana. Rüyamda gördüğüm, o gitti diye ne yapacağını bilmeden sağa sola koşturan köpekleri de yanında olurdu. Lilo’yla arkadaş olup kozalak peşinde koştururlardı birlikte.
Daha çok müzik olurdu. Daha çok renk. Ben daha çok okurdum.
Balkonumdaki kumrular beni yalnız bırakmaz, yeni dünyada da evimin bahçesinde ağaçların üstünden bana bakarlardı. Karşı balkondaki beyaz kediler de yanımda olurdu. Minnet duyardım onlara. Huzurumu tamamlıyorlar diye.
...

7 yorum:

  1. beyenmedim hiç beyenmedim;olay lilo yani küçük kardeş abiler teyzenin falan önemi yok yani hıh sewmedim bu yazıyı haberin olsun hele hele hepsi bi yana ölüm lafını hiç sewmedim küçük abla haberin olsun ...

    YanıtlaSil
  2. ben de yanında olabilir miyim lütfen? Lilo, Bozo, kumrular, beyaz kediler, sen, ben... soru yine aynı soru: ben senin hiçbir yazını ağlamadan okuyamayacak mıyım be kadın? iyi ki varsın Şevin, hep hayatımda ol :)

    YanıtlaSil
  3. ohooo senin prozac saatin gelmis amaaa. iyi o zaman ben de öldüğümde beni anneannemin yanına gömün, böyle mi diyelim iyi mi oluyo?...
    Annem senin dogumgununu hala hatirliyor kardescim. sadece yılını hatırlamıyor:) iyi tarafından bak:)

    YanıtlaSil
  4. ha bi de benim dogumgunumda bu yazı... olmamis...

    YanıtlaSil
  5. Yazin her zamanki gibi guzel Sevgili Sevin ama
    icindeki karamsarlik dozajini ve ölümü sevmedim
    ben cnm. Haydi senle biraz evin disina cikip
    sonbaharin guzelliklerini kesfedelim :))
    Tina

    YanıtlaSil
  6. Bu sene başıma gelenler bir dünya tuhaf şey yüzünden kendime acımayı bırakıp, hüzün dozu tavan yapmış ağlak yazılara bununla son veriyorum :) Beni izlemeye devam ediniz!

    YanıtlaSil